|
Her yaş çocuğunun o yaşa
özgü belirli davranışları olduğu da
bilinen bir gerçektir. İki yaş çocuğu, dört yaş
çocuğuna hiç benzemediği gibi, dört yaş çocuğu
da. sekiz yaş çocuğundan önemli özellikleriyle ayrılmaktadır.
Çocuk ruh sağlığında önemli bir nokta, her
yaşa has ruhsal gelişim özelliklerinin iyi bilinmesi
ve ayırt edilmesidir. İnatçılık dönemindeki
bir çocuğun annesi, bu dönemin o yaşa özgü normal
ve geçici bir dönem olduğunu bilse; benim çocuğum
sorunlu diye paniğe kapılmaz. Ayrıca bu dönemin
çocuğun özerkliği ile ilgili bir dönem olduğunu
öğrenmiş olsa, çocukla zıtlaşmayacak, çocuğun
inadını kırmaya çalışmayacak, kendisi
huzurlu, çocuk da rahat olacaktır. Çocuğa inadını
kırmak yönünde yapılan baskı, çocuğun bu
gelişim dönemini aşmasına engel olacaktır.
Bu dönemde sağlıklı gelişmesine olanak
verilmeyen çocuk erişkin yaşamında inatçı,
tutucu ve bencil bir kişilik sergileyebilecektir.
Çocuk bakılmak, kollanmak ve korunmak ister. Bu nedenle
anne ve babasına bağımlıdır. Sürekli
bir deneme ve öğrenme içerisindedir. Zihin ve dil gelişimi
hızla sürmektedir. Mantıklı düşünme
yeteneği sınırlı, duygu ve düşüncelerini
anlatabilme yeteneği zayıftır. Yaşantı
ve deneyimlerinin azlığı nedeni ile çevresindeki
olayları gerçeğe uygun olarak değerlendirmekte güçlük
çeker. Gördüklerini yanlış yorumlayabilir.Çocuğun
hayal gücü zengindir. Örneğin: Dört yaş civarındaki
çocukların hayali arkadaşları vardır ve bu
arkadaşlarını gerçek olarak düşünürler.
Yine aynı yaşlarda öcü; kavramı ile korkutulan
çocuklar, öcünün gerçekten var olduğunu sanırlar.
Çocuklar anlayamadıkları olayları hayal güçlerinin
yardımı ile açıklarlar.

Çocuk
bencildir, fakat bu bencillik yetişkinlerdeki durumdan
farklı özellikler gösterir. Çocuk dürtü ve isteklerini
dizginlemeyi, ertelemeyi bilmez. isteklerinin anında karşılanmasını
ister. Olur olmaz yerlerde, o anda olmayacak şeyler isteyip
annesini zor durumda bırakabilir. Çocuk egosantrik
(Benmerkezci)dir. Olayları, kendi çevresinde dönüyormuş
gibi değerlendirir. Oyuncaklarını paylaşmayı
istemez. Paylaştığında oyuncakların
arkadaşı tarafından sahiplenileceğini düşünür.
Arkadaşının oyuncağı ile oynadığında
ise, bu oyuncağın aslında arkadaşına
ait olduğu gerçeğini kabullenmek istemez.
Çocuğun duyguları hızlı iniş ve çıkışlar
gösterir. Ağlamaktan gülmeye, sevinçten kızgınlığa
bir anda geçebilir. Duygusal tepkilerini sözden çok davranışları
ile ortaya koyar. Çünkü kelime haznesi daha buna yeterli değildir.
İsteği yerine getirilmediğinde ağlar, ayağını
yere vurur, hatta kendini yere atar, giysilerinin kirleneceğini
düşünmez.
Sözle anlatmakta zorlandığı duygularını
yaramazlık, hırçınlık, huysuzluk yaparak açığa
vurur.
Çocukta
somut düşünce hakimdir. Çocuklar soyut kavramları,
atasözlerini, deyimleri ve fıkraları anlamakta zorluk
çekerler. Böyle soyut konuşmaları somut olarak düşünürler.
Örneğin, ölüm olayını seyahate çıkmak
olarak anlarlar. Melek, peri, dev, gibi masal kahramanlarının
gerçekte var olduklarını düşünürler.
Küçük çocuklar canlı-cansız ayırımı
yapamazlar. Onlar için oyuncaklar, çevredeki eşyalar canlıdır.
Başını veya ayağını vurduğu
bir şeyi döver ve bunu annesi de yaptığında
ağlamasını, keser
Çocuk büyüsel düşünceye inanır. Kafasından
geçirdiği her şeyin ve her söylenenin gerçek
olabileceğini sanır Örneğin, kardeşinin ölmesini
istemişse, tesadüfen kardeşi de ertesi gün hastalanmışsa,bu
olaya kendisinin sebep olduğuna inanır Bu büyük bir
korkuya kapılmasına neden olabilir.
Çocuklar korku ve kaygılarını abartılı
yaşarlar. Bu olay, gerçeği değerlendirme
yetilerinin zayıf oluşuyla ilgilidir. Çocuklar anne
babadan ayrı kalmaya hiç katlanamazlar. Uzun süreli ayrılıklar
çocuğu tedirgin eder ve sarsar. Bir anne baba seyahate çıkıp,
çocuklarını büyükanneye on günlüğüne bırakıp,
döndüklerinde çocuğun hırçın, ağlayan,
uyuma konusunda zorluk çıkaran bir hale geldiğini görmüşlerdir.
Bir başka aile düzgün cümlelerle konuşan üç yaşındaki
çocuklarını bakıcıya bırakıp, bir
haftalığına gidip döndüklerinde çocuğun
hiç konuşmadığını fark etmişlerdir.
Bu durumlarda, aileden ayrı kalınan süre arttığında,
çocukta kekelemenin başladığı sık görülen
örneklerdendir Çalışan anneler ise çocuklarını
bazen köyde ya da başka semtte oturan büyükanneye bırakmaktadırlar.
Çocuk yalnızca hafta sonları anne babasıyla
kalabilmektedir. Hatta bazen işleri olduğunda, hafta
sonu bile anne babasını görememektedir şu iki
durumda da çocukta sorunlar ortaya çıkabilmektedir.Çocuğun
kişilik gelişiminde ve ruhsal yapısında
ortaya çıkabilecek sorunlara ortam, hazırlamamak için
örneğin büyükanneye bırakılan çocuğun iş
dönüşü baba ya da anne tarafından zorunlu durumlar
dışında kendi evine alınması sağlıklı
olacaktır. Ayrıca iki çocuk varsa, anne birini
almakta, diğerini yine büyükanneye sanki temelli
veriyormuş gibi bırakmaktadır. Bu durum çocuklardan
birinin "Beni sevmiyorlar, istemiyorlar, attılar"
diye düşünmesine sebep olabilmekte ve her iki çocuğun
da ruhsal sağlığında olumsuz etkiler
yapabilmektedir. Yanına bırakıldığı
büyükler tarafından " sen bizim çocuğumuz
oldun" şeklinde bir mesaj da verilirse, bu durum çocuğun
kaygılanmasına sebep olabilmekte hatta onu bir ikileme
düşürebilmektedir. Bu da onun kimlik gelişimini.
benlik saygısını, kendine güvenini olumsuz yönde
etkileyebilmektedir.
Ancak, çocuklar yukarıda sayılan tüm bu olumsuz
etkilere maruz kalsalar bile, yeni durumlara kolay uyum sağlayabilirler.
Çocuk, hiçbir şeyden anlamaz, bilmez, aklı ermez
şeklindeki düşünce tamamıyla yanlıştır.
Çocuk şimdi duyar, biraz sonra unutur düşüncesi de
doğru değildir. Çocuklar duygusal iniş-çıkışları
fark ederler. Özellikle, annenin huzursuzluğunu, mutsuzluğunu
rahatlıkla sezerler. Annenin huzursuzluğunu sezen çocuklarda,
huysuzluk ve huzursuzluk davranışları gözlenebilmektedir.
Bu çocuklarda ağlama, öfke nöbetleri, beslenme ve uyku
problemleri ortaya çıkabilmektedir. Hatta bebeklerde bile
bu tepkilere rastlanabilmektedir.
Çocuklar aileyi etkileyen üzücü olaylardan tüm aile
bireylerinden daha fazla etkilenmektedir. Bu olumsuz etkiler
sonucu; huysuzluk, huzursuzluk, davranış bozuklukları,
yeme ve uyku problemleri gösterirler. Boşanmalar ve aile
kavgaları çocuğun ruh sağlığını
tehdit eden durumlardır. Ancak, bu durumların çocuklardan
saklanması da sakıncalıdır. Kendisiyle konuşulmayan
çocuk, bilinmeyene karşı korku, kaygı ve panik
yaşar, hatta çocuk, "büyükler bana söyleyemediklerine
göre durum sandığımdan daha kötü" diye düşünür.
|